Dünya Kişisel Bilgi Ansiklopedisi

Emin Onat

Emin Onat

Soyad
Onat
Adı
Emin
Baba adı
Halid
Anne adı
Münire
Doğum tarihi
28 Mayıs 1908
Ölüm tarihi
17 Temmuz 1961
Doğum yeri
İstanbul’da
Milliyeti
türk
Vatandaşlık
Türkiye
İnancı
İslam
Uzmanlık alanı
Mimar

Orhan Arda (1911-2003) ile birlikte Anıtkabir’in iki proje müellifinden biridir. 28 Mayıs 1908 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Babası Maliye Mümeyyizi Halid Bey, annesi Münire Hanım’dır. Soyadı yasası çıkana dek ismi uzun yıllar “Halid Emin” olarak geçmiştir. Nüfus kaydında ise “Mehmet Emin”dir. Altı kardeşin dördüncüsüdür.

İlk eğitimini dönemin seçkin eğitim kurumlarından birisi olan Beyazıt’taki Zükûr Numune Mektebinde almıştır. Lise eğitimini Vefa Sultanisinde tamamlamıştır. Babasının işini kaybetmesi nedeniyle bu yılları maddi sıkıntılar içinde geçmiştir. 1926’da Mühendis Mekteb-i Âlisi İnşaat Şubesine girmiştir. Üstün başarısı nedeniyle üçüncü sınıfın ardından eğitimini Avrupa’da sürdürmek üzere seçilen üç öğrenciden biridir. 17 Haziran 1930’da kaydolduğu Zürih Teknik Üniversitesinde (ETH / Eidgenössiche Technischen Hochschule) modern mimarlığın önemli temsilcilerinden birisi olan Prof. Otto Rudolf Salvisberg’in öğrencisi olmuş, eğitimini birincilikle tamamlamıştır. Sonradan Güzin ismini alacak olan eşi Hilde Hanım’la bu yıllarda tanışmış, 1933 yılında Zürih’te evlenmiştir. 1934 yılında Türkiye’ye dönmüştür.

2 Şubat 1934’te Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesinde Prof. Georges Debès’in yanında müderris muavini olarak meslek hayatına başlamıştır. 1935 yılında sonradan Yıldız Teknik Üniversitesi olacak olan Nafia Fen Mektebine inşaat ve mimari muallimi olarak girmiştir. Askerlik görevi sonrası 1 Kasım 1937’de Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesine mimari dersleri muallim muavini (doçent) olarak atanmış, dokuz ay sonra, 1938 yılında profesör olmuştur. 1942 yılında Orhan Arda ile birlikte Uluslararası Anıtkabir Proje Yarışması’nda elde ettiği başarı nedeniyle ordinaryüs profesör unvanı almıştır. 1944 yılında Yüksek Mühendis Mektebinin Nafia Nezaretinden alınıp Maarif Vekâletine bağlanmasıyla birlikte İstanbul Teknik Üniversitesine dönüşümünde aktif rol almış, kurulan Mimarlık Fakültesinin ilk dekanı olmuştur. 1948 yılında Uluslararası Mimarlar Birliğinin (UIA) Türkiye’deki örgütlenmesine öncülük etmiş, Lozan’da yapılan kurul toplantısında Türkiye’yi temsil etmiştir. 1951-1953 yılları arasında İTÜ rektörlüğü görevinde bulunmuştur.

2 Şubat 1934’te Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesinde Prof. Georges Debès’in yanında müderris muavini olarak meslek hayatına başlamıştır. 1935 yılında sonradan Yıldız Teknik Üniversitesi olacak olan Nafia Fen Mektebine inşaat ve mimari muallimi olarak girmiştir. Askerlik görevi sonrası 1 Kasım 1937’de Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesine mimari dersleri muallim muavini (doçent) olarak atanmış, dokuz ay sonra, 1938 yılında profesör olmuştur. 1942 yılında Orhan Arda ile birlikte Uluslararası Anıtkabir Proje Yarışması’nda elde ettiği başarı nedeniyle ordinaryüs profesör unvanı almıştır. 1944 yılında Yüksek Mühendis Mektebinin Nafia Nezaretinden alınıp Maarif Vekâletine bağlanmasıyla birlikte İstanbul Teknik Üniversitesine dönüşümünde aktif rol almış, kurulan Mimarlık Fakültesinin ilk dekanı olmuştur. 1948 yılında Uluslararası Mimarlar Birliğinin (UIA) Türkiye’deki örgütlenmesine öncülük etmiş, Lozan’da yapılan kurul toplantısında Türkiye’yi temsil etmiştir. 1951-1953 yılları arasında İTÜ rektörlüğü görevinde bulunmuştur.

1946 yılında İngiliz Mimarları Kraliyet Enstitüsü (RIBA) fahri muhabir üyeliği ve 1956 yılında Hannover Teknik Üniversitesi fahri doktorluk unvanı ile ödüllendirilmiştir. 1954 yılında kurulan TMMOB Mimarlar Odasının 1 sicil numaralı üyesidir. 1954 yılında Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girmiş, 1957 yılında tekrar üniversiteye dönmüştür. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından 28 Ekim 1960 tarih ve 114 sayılı Yasa ile 147’ler grubu içinde üniversitedeki görevinden uzaklaştırılmıştır. Misafir Profesör olarak davet edildiği Hannover Teknik Üniversitesindeki görevine başlayamadan 17 Temmuz 1961’de İstanbul’da vefat etmiştir. Ölümünden sonra TÜBİTAK Özel Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür.

Mevcut literatür Onat’ın tüm mimarlık kariyerinin Anıtkabir projesinin ağırlığı ve gölgesi altında kaldığı konusunda neredeyse hemfikirdir. Mesleki kariyeri boyunca pek çok yarışmada ödül almasına, tespiti yapılabilmiş 30 projeye imza atmasına, İTÜ Mimarlık Fakültesinin kuruluşu ve geliştirilmesinde öncü rolüne karşın Türkiye mimarlık tarihine Anıtkabir’in müellif mimarlarından birisi olarak girmiştir. İlk mimari faaliyeti Yıldız’daki Şehzadeler Dairesi’nin teknik okula dönüşümünü gerçekleştirdiği bir tadilat projesidir. İlk yarışmasını 1935 yılında Belediye İmar Bürosundan Ahmet Sabri Bey ile birlikte katıldığı Büyükada Yörükali Plajı ile kazanmıştır.

Temsil dili olağanüstü yüksek; planlama ve uygulama süreci çok başlı müdahalelerle dolu Anıtkabir projesi bir kenarda tutulursa, 1934 yılından ölümüne dek ürettiği çoğu konut olmak üzere tüm yapıları, Onat’ın meslek hayatının her döneminde makul ve rasyonel güzelliği ön planda tutan bir güzergâhı benimsediğini göstermiştir. Ancak yine de mesleki üretkenliğinin üç belirgin kırılma noktasından da söz edilebilir. Öğrencisi olduğu Salvisberg’in de etkisiyle Bauhaus ekolünün fonksiyonel duyarlılıklarını öncelediği ilk evre 1939 yılına dek sürmüştür. Hemen tümü yarışma projelerinden oluşan bu yıllardaki denemelerinin bu ekolün akılcı ve işlevsel kurgu kuramına ve estetik bağlamına sadık kaldığı görülmüştür. Bugün ayakta olmayan İstanbul Göztepe’deki Hazik Zigal Villası, Onat’ın 1939 yılında projelendirerek inşa ettiği erken modernist çizgideki son yapısıdır.

1940 yılında başlayan bir dizi Köy Enstitüsü proje yarışmasının da etkisiyle rasyonalist ilkelerle yerel olanı birleştirmeye yönelik çabaların görüldüğü ikinci dönemi, 1953 yılına dek uzanmaktadır. Leman Tomsu ile kazandıkları Kepirtepe ve Çifteler Hamidiye ve Mahmudiye Enstitüleri yarışmalarına sundukları projeler, tümüyle rasyonalist, yalın ve kolay inşa edilebilir nitelikleri ile dikkat çekmektedir. Kendi evinin de yer aldığı bir grup konut yapısı da bu yaklaşımın ürünü olarak değerlendirilebilir. Bu yıllarda Anadolu konut geleneğinin akılcılığını öne çıkaran bireysel yaklaşımından ayrışan “anıtsal/akademik” çizgideki kimi binaları ise Sedad Hakkı Eldem ortaklığında üretilen yapılardan ibarettir. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakülteleri o yıllarda Orta Avrupa’da yaygın görülen tarihselci anıtsal yapı konseptine yakın duran bir karakter sergilemektedir. Tartışmalı yer seçimi nedeniyle ancak bir kısmı uygulanabilen İstanbul Adalet Sarayı binası ise tarihselci referanslar barındırmasına karşın ağırlıklı olarak işlevselliği ön planda tutan bir yaklaşım ortaya koymasıyla dikkat çekmektedir.

2 Şubat 1934’te Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesinde Prof. Georges Debès’in yanında müderris muavini olarak meslek hayatına başlamıştır. 1935 yılında sonradan Yıldız Teknik Üniversitesi olacak olan Nafia Fen Mektebine inşaat ve mimari muallimi olarak girmiştir. Askerlik görevi sonrası 1 Kasım 1937’de Yüksek Mühendis Mektebi İnşaat Şubesine mimari dersleri muallim muavini (doçent) olarak atanmış, dokuz ay sonra, 1938 yılında profesör olmuştur. 1942 yılında Orhan Arda ile birlikte Uluslararası Anıtkabir Proje Yarışması’nda elde ettiği başarı nedeniyle ordinaryüs profesör unvanı almıştır. 1944 yılında Yüksek Mühendis Mektebinin Nafia Nezaretinden alınıp Maarif Vekâletine bağlanmasıyla birlikte İstanbul Teknik Üniversitesine dönüşümünde aktif rol almış, kurulan Mimarlık Fakültesinin ilk dekanı olmuştur. 1948 yılında Uluslararası Mimarlar Birliğinin (UIA) Türkiye’deki örgütlenmesine öncülük etmiş, Lozan’da yapılan kurul toplantısında Türkiye’yi temsil etmiştir. 1951-1953 yılları arasında İTÜ rektörlüğü görevinde bulunmuştur.

1946 yılında İngiliz Mimarları Kraliyet Enstitüsü (RIBA) fahri muhabir üyeliği ve 1956 yılında Hannover Teknik Üniversitesi fahri doktorluk unvanı ile ödüllendirilmiştir. 1954 yılında kurulan TMMOB Mimarlar Odasının 1 sicil numaralı üyesidir. 1954 yılında Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili olarak parlamentoya girmiş, 1957 yılında tekrar üniversiteye dönmüştür. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından 28 Ekim 1960 tarih ve 114 sayılı Yasa ile 147’ler grubu içinde üniversitedeki görevinden uzaklaştırılmıştır. Misafir Profesör olarak davet edildiği Hannover Teknik Üniversitesindeki görevine başlayamadan 17 Temmuz 1961’de İstanbul’da vefat etmiştir. Ölümünden sonra TÜBİTAK Özel Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür.

Mevcut literatür Onat’ın tüm mimarlık kariyerinin Anıtkabir projesinin ağırlığı ve gölgesi altında kaldığı konusunda neredeyse hemfikirdir. Mesleki kariyeri boyunca pek çok yarışmada ödül almasına, tespiti yapılabilmiş 30 projeye imza atmasına, İTÜ Mimarlık Fakültesinin kuruluşu ve geliştirilmesinde öncü rolüne karşın Türkiye mimarlık tarihine Anıtkabir’in müellif mimarlarından birisi olarak girmiştir. İlk mimari faaliyeti Yıldız’daki Şehzadeler Dairesi’nin teknik okula dönüşümünü gerçekleştirdiği bir tadilat projesidir. İlk yarışmasını 1935 yılında Belediye İmar Bürosundan Ahmet Sabri Bey ile birlikte katıldığı Büyükada Yörükali Plajı ile kazanmıştır.

Temsil dili olağanüstü yüksek; planlama ve uygulama süreci çok başlı müdahalelerle dolu Anıtkabir projesi bir kenarda tutulursa, 1934 yılından ölümüne dek ürettiği çoğu konut olmak üzere tüm yapıları, Onat’ın meslek hayatının her döneminde makul ve rasyonel güzelliği ön planda tutan bir güzergâhı benimsediğini göstermiştir. Ancak yine de mesleki üretkenliğinin üç belirgin kırılma noktasından da söz edilebilir. Öğrencisi olduğu Salvisberg’in de etkisiyle Bauhaus ekolünün fonksiyonel duyarlılıklarını öncelediği ilk evre 1939 yılına dek sürmüştür. Hemen tümü yarışma projelerinden oluşan bu yıllardaki denemelerinin bu ekolün akılcı ve işlevsel kurgu kuramına ve estetik bağlamına sadık kaldığı görülmüştür. Bugün ayakta olmayan İstanbul Göztepe’deki Hazik Zigal Villası, Onat’ın 1939 yılında projelendirerek inşa ettiği erken modernist çizgideki son yapısıdır.

1940 yılında başlayan bir dizi Köy Enstitüsü proje yarışmasının da etkisiyle rasyonalist ilkelerle yerel olanı birleştirmeye yönelik çabaların görüldüğü ikinci dönemi, 1953 yılına dek uzanmaktadır. Leman Tomsu ile kazandıkları Kepirtepe ve Çifteler Hamidiye ve Mahmudiye Enstitüleri yarışmalarına sundukları projeler, tümüyle rasyonalist, yalın ve kolay inşa edilebilir nitelikleri ile dikkat çekmektedir. Kendi evinin de yer aldığı bir grup konut yapısı da bu yaklaşımın ürünü olarak değerlendirilebilir. Bu yıllarda Anadolu konut geleneğinin akılcılığını öne çıkaran bireysel yaklaşımından ayrışan “anıtsal/akademik” çizgideki kimi binaları ise Sedad Hakkı Eldem ortaklığında üretilen yapılardan ibarettir. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakülteleri o yıllarda Orta Avrupa’da yaygın görülen tarihselci anıtsal yapı konseptine yakın duran bir karakter sergilemektedir. Tartışmalı yer seçimi nedeniyle ancak bir kısmı uygulanabilen İstanbul Adalet Sarayı binası ise tarihselci referanslar barındırmasına karşın ağırlıklı olarak işlevselliği ön planda tutan bir yaklaşım ortaya koymasıyla dikkat çekmektedir.